15 Aralık 2009 Salı

Neden bu pozisyonu düşünüyosunuz?

Bir senedir krizden ebemizin skildiği, işsizlikten anamızın ağladığı şu günlerde iş görüşmelerine çağrılırsın. Ama yaptığın her iş görüşmesi farklı bir pozisyon içindir.

Mühendissin. Ne mühendisi olduğun önemli değil. Az çok kafanda bir kariyer planı oluşmaya başlamış. Bazen öyle bir ilan çıkıyor, aaa tam bana göre bir iş diyosun. Başvuruyosun. Ama senin istediğin pozisyon sadece bir firmada açık. Onun olma ihtimali de çok düşük. Diğer pozisyonlara da başvuruyosun. Böyle böyle 100'e yakın pozisyona başvuruyosun, çünkü istatistiki olarak başvurduğun her 10 işin birinden görüşmeye çağırılıyosun.

Takımları çekiyosun taaa ebesinin amına gidiyosun. Kölesin ya. Allahın sktir ettiği yer bile olsa gidecen, çünkü işsizlik çok kötü. Askerden geleli 3 ay olmuş hala evdesin. İnsan kaynakçısı kadın sanki seni çok umursuyormuş gibi yüzünde mükemmel bir gülümsemeyle seni odasına çağırıyor.

O sana pozisyonu anlatıyor, sen ona kendini anlatıyosun. Asıl soru şimdi geliyor...

"Neden bu pozisyonu düşünüyosunuz? Hayalinizdeki iş nedir?"

Soru çok güzel.... Acayip güzel....Aklına şu ana kadar başvurduğun pozisyonlar geliyor. Üretim Mühendisi, Proje Mühendisi, Uygulama Mühendisi, Arge Mühendisi, Santral Mühendisi, İşletme Mühendisi, Bakım mühendisi vs...

Bu da demek oluyor ki birbirileriyle hiçbir alakası olmayan bu pozisyonların her biri için o pozisyonları neden istediğine dair bir açıklama bulman gerekiyor.

Ayrıca... Sana hayalindeki işi soruyor. Sanki hayalindeki işi seçme şansın varmış gibi. İşsizlikten önüne gelene bastığını bilmiyormuş gibi. Küstahça, şerefsizce senden yalan söylemeni istiyor.

Birşeyler sallıyosun.... Sonra sana hangi soruyu soruyor?

"Başka görüştüğünüz yerler var mı?"

Buradan da bakacak eğer bizim bakım mühendisliğine başvuran bu arkadaşımız acaba başka bir firmanın proje mühendisliği pozisyonuna başvurmuş mu? Bu pozisyona baş mı koymuş, yoksa önüne gelen ilana basan bir zavallı mı?

Evet evet, her 4 gençten 1'inin işsiz olduğu güzel ülkemizde senelerce dirsek çürütürsün, en iyi teknik üniversitesinden mezun olursun. Sonra kıçı kırık bir insan kaynakçısı gelir seninle kedinin fareyle oynadığı gibi oynar.

12 Aralık 2009 Cumartesi

İşe alım kişilik testleri (Orospu Çocukluğu)

Bilenler bilir. O girmek için götümüzü yırttığımız kurumsal şirketlerde çokça rastlanan uygulamalardan biridir bunlar. Türlü varyasyonu vardır. Çokça rastlananlardan biri şudur:

Aşağıdaki seçeneklerden size en çok uyanı ve en az uyanı seçin.

a)Takım çalışmasını seven
b)Kendine güvenen
c)İnsanlarla beraber olmayı seven
d)Analitik düşünmeyi seven

Test hep bu tip sorulardan oluşur. Seçeneklerde ya birbirinden kötü kişilik özellikleri vardır ya da birbirinden iyi kişilik özellikleri vardır.

Bu örnekteki seçenekler iyi kişilik özelliklerinden oluşmakta.
Testteki temel ibneliklerden biri insan kaynakçısı olan amcık kişinin (genelde kadın olur bunlar, o yüzden amcık diyorum.) Sizin seçtikleriniz arasından en çok uyana bakmamakta, en az uyana bakmaktadır.

Örneğin siz analitik düşünmeyi seveni en az uyan olarak işaretlemişsiniz. Teste girdikten 1 hafta sonra sizi arayan amcık kaynakçının size yönelteceği soru şu olacaktır:

"Keramettin bey biz sizi mühendis olduğunuz için seçtik, ancak testte analitik düşünme kabiliyetinizin düşük olduğu gözüküyor. Oysa ki mühendislerin esas yeteneklerinden biri budur."

diyecektir.

Kendine güveneni en az olarak işaretlerseniz, Keramettin bey ezik, takım çalışmasını işaretlersiniz Keramettin bey her şeyi bilirimci, insanlarla beraber olmayı seveni işaretlemişseniz keramettinciğim asosyal olacaktır.

Sonuç olarak bu testlerin bu amcıklar tarafından işe alınma durumunuzla hiç bir ilgisi yoktur. Bunlar büyük ihtimalle şu gibi özelliklere bakıyor:

İŞE ALACAK KİŞİ KADINSA

Yakışıklı olsun: Beni ilerde güzelce siker, arkadaşlarıma da havamı atarım.
Evli veya nişanlı olmasın: Evliyse beni sikmeyebilir.
Zengin: Ulan siktirmeyi düşünüyoz da belki zengindir bu, hem siktiririm hem evlenirim. Bir taşla iki kuş.

İŞE ALACAK KİŞİ ERKEKSE

Çirkin olsun: Kurumsal hatun sikene kadar kılı kırk yarıyoruz. Şu çalıştıracağım lavuk mu siksin elimdekileri de.
Evli olsun: Ulan adam çok iyi hem de evlimiş, çok büyük ihtimal sikmez bu burdakileri, bunu alalım
Fakir: Verdiğimiz 2 kuruş maaşa tamah etsin. Cebinde para varsa istediği anda bırakır gider işi, benim ağız kokumu kim çekecek sonra?


Evet daha yazacak çok şey var ancak ben sıkıldım yazmaktan. İş aramaktan ve bu orospu çocuklarıyla muhattap olmaktan ziyadesiyle bıktım. Canım çektiğinde yazmaya devam edicem.

8 Aralık 2009 Salı

İTÜ Liderler Zirvesi ve İşletme Fakültesi Tuvaleti

İşsiz güçsüz bir insan olduğumdan, evde pinekleyerek geçirdiğim gün sayısı ile ailemin fertleri tarafından sayılma, sevilme ilişkisi ters orantılı olduğu içün en az para ile en çok kazancı elde etmeye çalışıyorum.

Bugün de o günlerden biriydi. İTÜ'lü öğrenciler ve İTÜ Mezunlar Derneği sağolsun bir Liderler Zirvesi düzenlemiş. Türlü holdingin patronları gelip ben böyle süper insanım, böyle süper işler yaptık, ben böyle cesur, hırslı, kararlı, zeki, mükemmel bir insan olduğum için böyle süper paralar kazandım. Burda da size bu yöntemleri anlatıyorum ayağına egom için daha yüksek zirveler arıyorum durumu mevcut.

İşte bizim taraftan amaç patronun ağız kokusunu çekmeyelim, patronluk nasıl olur öğrenelim. Ezilmeyelim, ezelim durumları. Belki seminerlere katıldıkça kafamızda bir şeyler şekillenir, belki bir gün mayışımıza tamah etme devirleri biter biz de şirketimizi kurar paranın anuna koyarız inşallah diyerek mezunlar, öğrenciler izliyoruz seminerleri.

Burada tabii ki, her zamanki gibi, herkesin bildiği gibi kazanan taraf Zirve organizasyonunu yapan öğrenci ve mezun tayfası.

Görünen: Abi adamlar ne iyi ya paranın anuna koyalım diye bizim için ne güzel organizasyon yapmışlar.

Asıl olan: Abe bu zirveyi de yaptık mı CV'de süper duracak. Koç'a Sabancı'ya kesin girerim habüüü.... Aynı zamanda da popüler oluyoruz. Skmediğimiz, yalamadığımız hatun kalmayacak. Zıhehehhehe...

Tabi bu güzel olaylar ben İTÜ'de okurken de oluyordu. Ama ben gayet sosyopat, asosyal bir insan olduğumdan hiçbirine katılmıyordum. Zaten içime kapana kapana tam bir manyak oldum .Kendim gibi manyaklar bulurum belki dertleşiriz, daha da manyaklaşırız diye de buraya blog açtım.

Her neyse, konuya dönersek, 2 gündür bu zirvelere gidiyorum ancak. Söylenen şeyler hep aynı:

İş sende bitiyor, çok çalışmak, çok istemek, ıvır, zıvır.

Pekiyi söylenenler hep aynı ise bu tatlı öğrenciler ve mezunlar (çoğunlukla benim gibi işsizler) niye gidiyor bu seminerlere?

Açıkçası benim gitme nedenimi yukarıda yazmıştım. Geri kalanların da nedeni "Patron olayım, çok para kazanayım, ortalığın nanuna koyiim" değil. Türlü türlü saçma salak nedenlerle izliyor insanlar bu seminerleri.

Bu nedenler,

*Abe 5 seminere katılırsan sertifika veriyolarmış CV'de süpper durur.
*Abe Şeyma'yla Bergüzar çok katılıyo bu işlere, bi ayak olabilir.
*Aynı bendeki gibi bazı ailesel, toplumsal, psiko nedenler.
*Vizelerden ebem skildi iki insan yüzü göreyim.
*Son olarak çok düşük bi olasılıkla, "zengin olmanın anahtarını bulurum belki"

Aslında bu yazıya tuvalet konusunu anlatmak için başlamıştım ancak günün başlangıcına girince, tabiri caizse ancuklama daldık resmen. Konu kaçtı gitti.

Ortalama 3 saatte bir gelen çişim seminer arasında gene geldi ve tuvalete gireyim dedim. Girdim.
Pisuarlı bölümde iki İTÜ'lü kanki çok cool bir şekilde bir muhabbet yapıyordu, dediklerini hatırlamıyorum, ikisini de en uzak pisuaru buldum ve ona çöreklendim işemeye başladım. Bir de ne göreyim. Tuvaletin giriş kapısının yanından bir kız grubu geçti. Ben de o an son damlaları sallama yöntemiyle pisuara gönderme vaziyetindeydim.

Arkadaşlar sorarım size Türkiye'nin en büyük teknik üniversitesi olan İTÜ'de en önemli, en genel tuvaletlerinizden birinin kapısı, yol geçen kapısı. Yapılacak tek şey kızlarla erkekler tuvaletinin arasına bir duvar çekmek iken bunu yapmamışsınız bu tarihi binada.

Çok utandım.

ÇOK utandım.

Benim orda bir titrim olsa, ne bileyim oranın popüler delikanlısı olsam, oranın o aktif gençlerinden biri olsam. Sosyal olaylara giren, yakışıklı mı yakışıklı olsam, sonra da ben çükümü sallar iken yandan geçen hatunlar benim o hallerimi görseler...

Titrim biter.

Yıkılırım.

Neyse ki mezunum, ve öğrenciliğimi işletme fakültesinde geçirmemişim.

4 Aralık 2009 Cuma

Katılmıyorum ama saygı duyuyorum!

Bir insan katılmadığı bir fikre saygı duyar mı? İnanmadığı bir şeye saygı duyar mı?

Hayır, duymaz.

Çünkü insanın katılmadığı, inanmadığı, aklının yatmadığı şeyler ona mantıksız gelen şeylerdir.

Örneğimiz bir inanç tartışması olsun. Ateist ile dindar tartışıyor. Dindar diyor ki "Allah bizi çamurdan yaratmış, Adem ile Havva elma yedi diye cennetten kovmuş." Bunun üzerine Ateist şöyle diyor:

"İnanmıyorum ama saygı duyuyorum."

Hacı sen neye saygı duyuyosun? Sen inanmıyorsun nedeni de belli: Sana bu söylenenler masal, hikaye gibi geliyor. Tanrının iki insan yarattığını daha sonra elma yedi diye onlara uyuz olup kovmasını aklın almamış en basitinden. Ancak sen adama diyorsun ki ben sana saygı duyuyorum.

Hayır duymuyosun arkadaşım. Saygı falan duymuyosun. Sen tribünlere oynuyosun. Sana saçma gelen bi düşüncenin saçma olduğunu adamın yüzüne söyleyemiyosun. Korkak bir tavuk gibi, herkes beni sevsin, kimse üzülmesin düsturuyla hareket ediyosun. Karşındaki adamın da gelişimini engelliyosun. Çünkü adam "Demek ki benim fikrim saygı duyulacak bir fikir" diyor. Sırf sen böyle dedin diye inancını sorgulayacaksa bile sorgulamıyor. Neden? Çünkü sen adamın da fikrine saygı duyuyosun. Adam saygı duyulacak bir şeye inanıyor, o yüzden artık düşünmesine gerek kalmıyor.

Burada verdiğim şey sadece bir örnek, ateizmin propagandasını yapmıyorum.

Söylemek istediğim tek şey şu: Fikrine katılmadığın insanın fikrine saygı duyduğunu söyleme. Bu sözler belki seni kısa vadede sempatik yapar, ancak uzun vadede hep geri pas yapan bir tartışmacı olursun. Karşındakini geliştirmek istiyorsan özveride bulunmalısın, onu üz, kır, ağlat. Ama fikirlerinden ödün verme. Saygı duymama özgürlüğünü bırakma.